BEDENLERİN İLETİŞİMİ; CİNSELLİK

27.04.2020
180
BEDENLERİN İLETİŞİMİ; CİNSELLİK

Kadın ve erkek, asırlardır süren eş(it)lik tartışmaları; aslında belirgin nörobiyolojik farklılıklar ve her iki tarafın da ilişkide dengeli bir varlık ortaya koyması ve mutlu ilişkiler… Peki kadın ve erkeğin arasında neler oluyor(?), haydi bir bakalım… 

İlişki ve iletişim… 

Kadın ve erkeğin birbirlerini tamamlayan doğası ve gücü yadsınamaz. Doğadaki diğer canlılardan farklı olarak yalnızca insan türü diğerleriyle fiziksel ihtiyaçlarının ötesinde bir ilişki kurar. İnsan, sevme, sevilme, beğenilme, aidiyet ve sahiplenme gibi duygusal doyuma da ihtiyaç duyar. Bu yüzden ilişkide olan kadın-erkek farklı iletişim yollarıyla bir arada olmaya başlar. Bir ilişki hiçbir zaman aynı olmayı, ortak zevklerde buluşmayı ve sevginin aynı dilde ifadesini gerektirmez. Ancak yine de insanları bir arada tutan bir bağ kurulduğu söylenebilir. İki ipi birbirine bağladığınızı düşünün(?). İplerden biri sağlam değilse kopma gerçekleşir. Bunu da ilişki bağlamında düşünürsek; herkes ilişki kurmak için “doğru insanı” arar. Ancak “ben bir ilişkide nasıl bir varlık ortaya koyuyorum” diye sormakta zorlanır. Sağlıklı bir ilişki için her iki tarafın kendini tanıması, nasıl mutlu olduğunu, hangi durumlarda öfkelendiğini, nelere üzüldüğünü vb. konularda farkındalık kazanması ve açıkça ifade etmesi gerekir. Bir danışanımın “ben bu ilişki için ne kadar fedakârlık yaptım, biliyor musun?” diye sorduğunda partnerinin “bilmiyorum” diye cevap verdiğini hatırlıyorum. Hangi tarafın erkek olduğunu tahmin etmişsinizdir. Gerçekten bilmiyor… Çünkü, kadın beyninin bir şeyleri dolaylı yollardan ifade etmesi ya da sessiz kalarak partnerinin anlamasını bekleme çabasının yıllarca süren ve karşılığını almayan bir özveriye dönüşmesi kaçınılmaz. Dolayısıyla önce kendimizi tanımalı sonrasında “ilişki benim için ne demek ve ben ilişkide nasıl biriyim?” sorusunu kendimize sormalıyız… 

Kadın-erkek/erillik-dişillik… 

Sadece kadın erkek ilişkilerinde değil; tüm ilişkilerimizde göze çarpan ve tıpkı kadın ve erkeğin doğasındaki gibi tamamlayıcı ve dengeleyici gücü temsil eden iki kavramdan bahsetmek istiyorum; erillik-dişillik. Erillik; süreci yöneten, kontrol eden, yönlendiren, karar veren bir dinamiği ifade ederken, dişillik daha çok kollayan, kapsayan, süreci devam ettiren daha edilgen bir enerji anlamına gelmektedir. Her kadın ve erkek cinsiyetinden bağımsız olarak eril ve dişil enerjisini kullanabilir. Şöyle düşünün; bir ilişkiyi kadın yönetemez mi?, ya da erkek kapsayan ve seven aynı zamanda süreçlerde ve karar aşamasında daha edilgen kalan bir konumda olamaz mı?… Elbette olur. İşte tam bu noktada denge çok önemlidir. Her süreci kadın ya da erkekten biri kontrol ediyorsa, kendi istek ve ihtiyaçlarını önceliklendirip karşı tarafı pasif kılıyorsa, işte o zaman denge bozulur ve anlaşmazlıklar başlar. Anne ve babalarınızdan şu sözleri duymuşsunuzdur: “O çok yükseldiğinde ben alttan alır susarım. Fakat eğer ben bir şeylerden şikâyet ediyorsam da o beni yatıştırır”. Tam bir denge halini ifade eden bu iletişim şekli korunduğunda ve enerjilerimizi dengelediğimizde sağlıklı bir ilişki dinamiğini sağlamış oluruz. Arkadaşla yapılan ilişki sohbetlerinde; İpleri o kadar eline verme bence, hep sen mi alttan alacaksın, her şeyi kontrol ediyor, daha ne olsun, ne kadar ilgisiz ve uzak vb. tanımlamaların her biri aslında kişinin kendi varlığını nasıl ortaya koyduğu ile ilgilidir. Sizde şimdi biraz düşünün(!), İlişkinizde dengeyi sağlayabiliyor musunuz(?)… 

Bedenlerin buluşması… 

Cinsellik; ilişkinin merkezi değil her iki tarafı da mutlu eden doğal ve gerekli bir parçasıdır. Bazen işler yolunda gitmez ve bedenler uzaklaşır. Kendini tanıyan (erken dönem ebeveynleriyle kurduğu ilişki dinamiklerini), ilişkideki istek ve ihtiyaçlarını açıkça ifade eden, istemediği şeyleri yapmak zorunda hissetmeyen, kendine özel alanlar tanıyan kişiler doyumu yüksek bir cinsel ilişki yaşarlar. Çünkü, cinsellik fiziksel bir ihtiyacın ötesinde, duygusal iletişimin sağlandığı ve süregeldiği, insanı hazza ulaştıran bir yaşantı, deneyimdir. Bu noktada bireysel olarak üretmek; insana en az cinsellik kadar haz verir. Bunun nedeni kişinin beynini bir şeylerle meşgul etmesi ve uyuşturmak zorunda kalmamasıdır. Kendini boşlukta bırakan ve çaresiz hisseden kişi tıpkı alkol, uyuşturucu, yeme vb. yatıştırıcılar gibi sekse başvurarak olumsuz duyguları yatıştırma çabası içine girer. Bu durumda kişi cinsellikle ilgili beklenen doyuma ulaşıp duygusal bağ kurmakta zorlanır. Bundan iki yıl önce bir danışanım: “cinsellik yaşamadığında sevilmediğini hissettiğini” ifade etmişti. Çünkü, sevginin ifade yolunun yalnızca cinsellik olduğunu deneyimlemiş ve bundan emindi. Oysa ki, altta yatan temel ihtiyacın sevilme, beğenilme, aidiyet vb. duygusal ihtiyaçlar olduğunu ve bunun yalnızca cinsel ilişki ile karşılanamayacağını artık biliyoruz… 

Sonuç olarak cinsellik; kadın ve erkeğin fiziksel, duygusal ve bilişsel anlamda pek çok ihtiyacının karşılandığı, tamamlandıkları bir yaşantı; ilişkilerinin doğal ve gerekli bir parçasıdır. İnsanlar, ilişkilerinde pek çok sorun yaşarlar. Ancak, cinsellikle ilgili yaşadıkları sorunlar, birbirleri arasında ilişkinin dinamiğinden bağımsız değerlendirilemez. Mesele, bireysel yaşam doyumunun, duygusal bağ ve bir aradalığın sürdürülmesi, karşılıklı istek ve ihtiyaçların ifade edilmesi ve dengenin korunmasıdır. Eğer sizde kendinize “ben neden böyle bir ilişkinin içindeyim, ne istiyorum, neden mutlu olamıyorum, nasıl biriyle olsaydım mutlu olurdum, her şeye sahibim benim derdim ne(?) vb. soruları soruyor ve bunlara cevap bulamıyorsanız, benzer olumsuz ilişki döngülerini yaşıyor ve süregelen ilişkisel sorunlar yaşıyorsanız, profesyonel desteğe ihtiyaç duyuyorsunuz demektedir. Psikoterapi desteği ile olumsuz döngüleri kırabilir; ilişkilerinizi iyileştirebilirsiniz. 

Ziyaretçi Yorumları

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

Daha Fazla Bilgi ve Randevu Almak İçin Beni Arayabilirsiniz: