AŞK(L)A KARNIMIZ TOK(!)

24.04.2020
241
AŞK(L)A KARNIMIZ TOK(!)

Mesele karın doyurmak ise “soğan, ekmek” yeter… 

Aslında konu oldukça basit bir düzlemde açıklanabiliyor. Şöyle ki; acıkınca yemek yeriz ve açken ne yediğimizin çokta bir önemi yoktur. Bu demek oluyor ki açlık fiziksel bir ihtiyacın adıdır. “Gerçek açlık” hissedildiğinde midemizden sesler gelir, enerjimiz düşer, belki ellerimiz, ayaklarımız üşür hatta bazılarımızda öfke ve sinirlilik hali gözlemlenir. Bütün bunlar kan şekerinin düşmesi, stres hormonunun salgılanması vb. temel biyolojik sebeplerle açıklanabilir. Bu ihtiyaç karşılandığında ise değerler normale döner; yüzünüze renk gelir, eski enerjinize kavuşursunuz. Bu durum kişinin doyduğu anlamına gelir. Matematiği bu kadar basit bir eylemin arkasında nasıl bir algoritma var ki işler bu kadar karmaşıklaşıyor (?) gelin bir bakalım… 

Siz olmasanız,  tek başıma canım bir şey istemez ki; yemem belki de 

Ben bu cümleyi annemden defalarca duydum. Aranızda benim gibi bu ve benzeri cümleleri duyanlar vardır. Fiziksel bir ihtiyacı “ben” olmadan karşılayamayan bir ebeveyn subliminal olarak nasıl bir mesaj gönderiyor olabilir, hiç düşündünüz mü (?)… Doğduğumuz anda annemize ya da bize bakım veren her kimse ona muhtacızdır. Ama sonrasında fiziksel, duygusal ve bilişsel olarak gelişmeye, kendi ihtiyaçlarımızı kendimiz karşılamaya başlarız. O muhtaç olma halinin şekil değiştirerek bağlı ve sevgi dolu bir ilişkiye dönüşü, sağlıklı bir kişilik gelişimini destekler. “Sen olmadan, ben ne yaparım” temalı mesajlar, bebeğin, annesine muhtaç olma durumunun ileride annenin, çocuğuna muhtaç olma durumuyla yer değiştireceğinin sinyalidir. Anne-çocuk ilişkisi başlayan ve biten bir ilişki değildir. Siz yaşadığınız ve başkalarıyla ilişki kurduğunuz müddetçe bu ilişkinin yansımalarını yeniden yaşıyor olursunuz. Bu demek oluyor ki varlığınızı ortaya koymak için bir başkasına muhtaç olma hissiniz ve sağlıklı ilişkiler kurmakta yaşadığınız zorluk süregelir. Muhtaç olma zemininde kurulan bir ilişki ise hiçbir zaman kişiyi doyuma ulaştırmaz. İşte o zaman, kişi yemek yediğinde doymaz ve başka arayışlar içerisine girmeye başlayabilir. Sadece bu ilişki dinamiğini düşünmeyin(!). Duygusal anlamda yoksun hissettiğiniz her durumda yemeye yönelebilir; sağlıksız bir yeme davranışı geliştirebilirsiniz.  

Rakısında değilim, muhabbetini seviyorum… 

Herşey muhabbetle başlar. Başta fiziksel bir ihtiyacı karşılamak için yapılan eylem “sofra kültürü” ile beraber keyifle yenen yemeklere ve masa başında geçirilen saatlere dönüşür. Aile bireylerinin bir araya gelmesi ve sohbet etmesi açısından bu geleneği güzel bulurum. Ancak yalnızca sofralarda bir araya gelmenin ve iletişim kurabilmenin sağlıklı olabileceğini düşünmüyorum. Hani yemek yerken konuşulmazdı(?). Geleneğimizi yaşatması açısından faydalı bulduğum bu değerin “seni bir tek masada görebiliyorum, o da olmasa hiç iletişim kuramayacağız” vb. cümlelerle yemek yeme davranışının, ilişki, yakınlık, sevgi vb. kavramlarla yoğun bir şekilde ilişkilendirilmesini doğru bulmuyorum. Elbette, yemek yeme sosyal bir eylemdir aynı zamanda. Ama bu fiziksel bir davranışın, duygusal işlevlerle sosyal olarak yapılandırılan yoğun özdeşiminin, sağlıksız bir yeme davranışı ile ilişkisi olduğu yadsınamaz. 

Yemezsen, ölümü gör… 

Bir misafirliğe gittiğinizde önünüze sunulan ikramları geri çevirmek istemezsiniz. Bakınız yine kültürel değer; bir alışkanlık… Peki ya çok toksanız ya da şekerli ve yağlı gıdalar tüketmek istemiyorsanız(?)… Misafirperver kişi, hayatı pahasına ikram ettiği şeyleri yemeniz için ısrar edebilir. “Teşekkür ederim” diye nazikçe geri çevirdiğinizde gönül koyup koymadıklarına emin olamaz ve içsel bir huzursuzluk yaşarsınız. İkramı yemek ya da yememek sizin tercihinizle ilgili olmalıdır. Bu noktada kendinizi dinlemelisiniz. Reddederek, bir başkasının kalbini kırmış olmaz; kendinize, prensiplerinize, bedeninize olan saygınızı korumuş olursunuz.  

En iyi versiyonunuz olmayı hak ediyorsunuz! 

İnsan, fiziksel, duygusal ve bilişsel olarak her geçen gün kendini geliştirebilen bir potansiyele sahiptir. Kilosu olan ya da kilolu olduğunu düşünen ve bunun için çeşitli diyetleri deneyerek yerinde sayan kişiler genelde “kendi bedenini sevmeyen”, sosyal medya üzerinden sürekli maruz kaldığı dayatılmış “ideal ve güzel beden” algısıyla ve “ona” erişme motivasyonuyla hareket eden kişilerdir. Bu motivasyon, gerçekçi olmadığı için her bir girişim başarısızlıkla sonuçlanır. Bu süreçte herkes kendi yolunu belirlemeli ve sabırla kendi gelişim grafiğine odaklanmalıdır. Başka bir deyişle; bir başkasının bedeni ve vücut ölçüleri ile sürekli bir kıyas halinde olmak kişiyi strese sokar ve çaresizlik duygusu ile burun buruna getirir. Her geçen gün, kendini her anlamda geliştirmeye çalışmak ise motivasyonunu iki katına çıkartarak, hedefe ulaşmayı sağlayacaktır. 

Yemek yeme üzerine fazla mesai 

Bu konu fiziksel açlığın ötesinde kişiyi etkilemeye başladığında, sürekli yeme davranışı; öncesi, sonrası, yeme zamanı, yenilmesi gereken besinler, yasaklı gıdalar vb. üzerinde kişi düşünmeye başlar. O andan itibaren kişi olumsuz yeme davranışı döngüsüne daha fazla girmeye “yenilmemesi gereken besin ve zamanlar” kodlaması dışında kalan davranışlar için sürekli bir pişmanlık ve suçluluk hissetmeye başlar. “Keşke yemeseydim, yarın bu saatte yemeyeceğim, bir hafta böyle yersem iyi sonuçlar alırım, nasılsa sabah yedim, akşam da yiyeyim ya da sabah yemedim aksam saatlerinde yedim sadece bir şey olmaz vb.” düşüncelerle işler karmaşıklaşır. Şöyle düşünelim; kimse kalp atışlarını, gün içindeki yutkunma sayısını, nefes alış verişlerini takip etmez. Tüm sistem adeta bir makine gibi otomatik çalışır. Fiziksel açlıkta otomatik olarak bedenimizin bize verdiği sinyalden fazlası değildir. Biz bu davranışı tüm dinamikleriyle sürekli düşünüp kontrol altına almak istediğimizde işin doğasına aykırı davranmış ve dengeleri bozmuş oluruz. Uzun süre bir yazıya baktığınızda nasıl ki yazılar birbiri içine girer ve okunamaz hale gelirse, bir konuya takılmak ve sadece ona odaklanmakta tüm düşünceleri karmaşık ve içinden çıkılmaz bir hale getirir.  

Sonuç olarak, yukarıda bahsettiğim tüm dinamikler kişiden kişiye değişebilir. Ancak ortada kişiye zarar veren bir yeme davranışı var ise bunun aile, çevre, sosyal medya araçları, kültürel değerler vb. parametrelerle yakından ilişkisi vardır. Eğer olumsuz bir yeme davranışınız var ise, bu davranışın altında yatan psikolojik sebepleri anlamak, yeme davranışını sağlıksız bir savunma mekanizmasından, sağlıklı bir davranışa dönüştürebilmek için profesyonel destek alabilir; kendi özelinizde “neler olduğunu” keşfederek, sorununuzla baş edebilir ve sağlığınıza kavuşabilirsiniz. 

Ziyaretçi Yorumları

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

Daha Fazla Bilgi ve Randevu Almak İçin Beni Arayabilirsiniz: